Skandal
Yönetmen: Richard Eyre
USA,2007

 

Judy Dench ve Cate Blanchett Skandal'da sözcükler kadar bedenleriyle de konuşmakta ve zihinde kalıcı bir oyunculuk izi yaratmaktalar. Psikolojik skandallar, yanlızlık korkuları ve iletişimsizlik iki insanı birbirine ne kadar döndürebilir? Dostluk ve seksüel ilişkilerin git gelleri aslında yeni bir girdabın başlangıcı mıdır? Kontrol edilemeyen ve engellenemeyen tutkular iki kadını birbirine yakınlaştırırken kendilerinden de uzaklaştırabilir mi? Dostluk ve bedensel yakınlaşmanın kontrolsüz yaşanan düetinin bir bedeli var mıdır? Cinsellik dostluğun içinde ne kadar eritilebilir? Sevmek dokunmaksa bunun bir sınırı var mıdır? İçindeki boşluğu gidermek adına lezbiyen bir örümcek ağı ören ve insandaki sırları adeta bir kontrol ve istismara dönüştüren bir kadın öteki bir kadını nasıl bir skandal içinde boğabilir? Bu soruların cevabı verilirken kontrolsüz tutkulardaki gibi riske girmenin ne olduğu kolay farkındalınamayacak , belki de bazı belirsiz duyguların aynı anda yaşanmasından öte aynı yerde anılması bile kişide travmatik bir etki yaratabilir.

Psikolog Dr. Erdinç Öztürk

 

Koku

Tüm insancıl duyumlardan ve duygulardan uzak, sadece kokulara karşı alışılmadık ölçüde duyarlı, istediği kokuları üretebilmek için cinayet işlemekten çekinmeyen bir katilin ruhunun labirentlerinde marjinal bir yolculuğu konu alan bir yapıt. Kafka'daki insanlık tragedyası kadar çarpıcı olan Patrick Süsskind'in kitabından uyarlanan film içimizde dolaşan gölgelerimizin dönüşümünü ele alıyor.
Bu açıdan insan bireyselliğine ulaşamayınca kendisinin de , toplumun da en büyük düşmanı haline gelebilir.

Psikolog Dr.Erdinç Öztürk
erdincozturk@klinikpsikoterapi.com

 

Dönüş
Yönetmen: Pedro Almodovar

Kuşaklar arası travma geçişini net ve yalın bir tiyatro havasında veren iyi bir yapıt. Eylemsiz seyirci belki de istismarcı kadar yoğun bir travmatik etki yaratabilir. Film bir açıdan kadınların öteki kadınlara hatta kendi kızlarına yarattığı psikolojik kaos ve açmazları vurgulamakta, görmeyen bir anne belki de
kendi travmalarına yetiştirdiği kuşakta tekrarlayarak bunun etkilerinden kurtulmaya çalışabilir. Bu çaba aldatmaktan enseste kadar uzayabilir. Aslında bu çaba özetle kişinin önce kendini sonra da gelecekteki neslini sabote etme çabasıdır. Almodovar bu filminde en derin travmaları kadınsı bir dedikodu formatında kulağımıza fısıldamaktadır.

Psikolog Dr. Erdinç Öztürk

 

 

23 Numara
Yönetmen: Joel Schumacher

23 sayısını koyu bir saplantı haline dönüştüren Walter Sparrow (Jim Carrey) bir zamanlar keyif alığı yaşamını ve sevdiklerini adeta sabote etmeye başlar. İşaret ve sembolün farkı nedir? İşaretlerin anlamı tektir ve herkes aynı şeyi anlar belirli bir işarete baktığında. Semboller ise kişiden kişiye ya da kültürden kültüre değişebilir. Yani özetle işaretin anlamı tektir, semboller ise yorumlanabilir. Belki de her işaretin sembolik bir anlamı, her sembolün de işaretsel bir anlamı olabilir. Hayatımızda işaret ve sembol karmaşasını yaşadığımız an içinde kaybolacağımız psikolojik girdabı da yaratmış oluruz.
Kişisel fanteziler kadar mistik yollarla da beslenebilen semboller esasen kişilerde oluşan en patolojik takıntıyı oluşturabilme ihtimali de taşırlar. Bilmek insanı özgürleştirir, takıntılar ise esaretin bir başka boyutudur. Belki de gerçeğin zıddı ne düşler ne de ütopyalar değil takıntılar tarafından yönetilen fantezilerdir.
İşaret ve sembollerin karmaşasının faturasının nasıl ödendiği vurgulanan filmde Jim Carrey kusursuz bir performans sergilemekte.

Psikolog Dr.Erdinç Öztürk

 

 

Saklı (Cache)
Yönetmen: Michael Hanecke
Oyuncular: Juliet Binochet

 

Saklı ve gizli arasındaki farkın ayrımına işaret eden bu film temelini gözetlenmenin insan psikolojisi üzerindeki etkilerini ele almaktadır. Saklanmaktan gelen saklı kelimesi insanların ötekilerin görmesine izin vermediği yaşantıları olup daha çok olay niteliğindedir. Gizemden gelen giz kelimesi ise insanın mahremiyetidir. Hanecke ilişkilerde insanın saklı ve gizli dogmasındaki yer değişimlerinin olumsuz yönde nasıl bir ruhsal katalizör olduğunu adeta bir psikoloji laboratuvarında test ediyor. Gözetlenmenin tehdidi adeta insanları kontrolden çıkartıp hayatının anlamını sorguladığı bir krize götürebiliyor. İnsanların saklı bahçelerinin ortaya çıkışı onlarda bir kontrol kaybı hissi yaratabiliyor. Duygusal aldatmanın insan psikolojisindeki yıkıcı etkilerine değinen Hanecke'nin bu filmi yine demirden leblebi niteliğinde. Adeta evine bir kamera konmuşçasında spontan bir oyunculuk sergileyen Juliet Binochet'nin performansı görülmeye değer.

Psikolog Dr. Erdinç Öztürk

 

Beyza'nın Kadınları
Yönetmen:Mustafa Altıoklar
Türkiye,2006

Başrollerde Demet Elgar, Tamer Karadağlı, ve Levent Üzümcü. Yönetmen Mustafa Altıoklar'ın psikolojik gerilim filmi Beyza'nın Kadınları Türk sinemasında bugüne kadar hem 'psikolojik ' vehem de 'gerilim' tarzının ilk ve seçkin bir örneği. Öncelikle zor bir senaryoyu (ruhsal durumun polisiye hikaye içinde verilmesi) hayata geçirmeyi başarmış. Bu tarz psikolojik derinlemesine kişilik çözümlemesi, üstelik te bunun çoğul kişilik (multiple personality) olması, senaryoyu daha zor ve karmaşık kılıyor. Doğrusu psikolojik açıdan bakıldığında kendisi de aynı zamanda tıp doktoru ve uzman bir hekim olan Mustafa Altıoklar'ın bu senaryodaki analizi çok başarılı. Belli ki senaryo yazma öncesinde çoğul kişilik konusunda yeteri kadar titiz bir araştırma yapılmış.

Beyza kişiliklerinin arka arkaya perdede sunulması hem senaryo, hem yönetim ve hem de oyunculuk açısından çok başarılı. Hikayenin polisiye kısmındaki komiser tiplemesi (Tamer Karadağlı) tam bizden biri, ve çok başarılı bir oyunla adım adım cinayetleri çözmeye yaklaşıyor. Psikiyatrist koca rolünde Levent Üzümcü de oldukça başarılı. Ve unutulmaması gereken küçük oyuncu Elif hikayedeki olayların ve Beyza'nın kişilik değişimlerinin ortasında yer alıyor. Hem Beyza'nın çocukluk travmalarını hatırlatan, hem de öğretmeni olarak korumaya çalıştığı bu küçük öğrencisi de filmin ana karakterlerinden sayılmalı. Küçük kızın oyunculuğu da çok başarılı.

Filmin en etkileyici bölümlerinden ikisi sona doğru Beyza'nın diğer kişilikleri (Ayla,Dilara,Rabia) ile hesaplaştığı rüya sahnesi ve karakolda aynaly odada sorgulanma syrasynda de?i?en ki?ilikleri. Demet Elgar'yn oyunu etkileyici.

Karakterlerin daha ayrıntılı analizini, filmi yeni izleyecek olanların heyecanını söndürmemek için burada yapmayacağım.

 

Dr.İlknur Şar

Beyza'nyn Kadynlary bizden bir film. Polisiye ile birlikte çoğul kişilik teması, daha önce özellikle Amerika kökenli bir çok filme konu olmuştu. Ancak bu konuyu yerli imgeler ve yerli sözel unsurlarla karşımızda görmenin etkisi daha farklı. Yönetmen zihinlerde imgesel bir iz bırakmayı başarıyor, bir çok sahne sonradan da seyircinin gözünün önünden gitmiyor. Dissosiyatif bozukluğu olanların ve travmatik belleğin imgeselliğe yatkın olduğu düşünülürse ilginç bir köprü. Her biri konu ile ilgili değişik tartışmalara ip ucu olabilecek bir konu zenginliği oluşturulmuş. İstismar olgusunun değişik cepheleri yansıtılırken zor senaryoya rağmen hastanın bir kurban olduğu gerçeğine de halel getirilmemiş.

Travma ve dissosiyasyon özgürlüğün daraldığı zamanlarda ve coğrafyalarda dile getirilmesi daha güç olan fenomenler. Türkiye'de önce bilimsel araştırmalar bu olguyu gündeme getirdi, sanat ise bu düşünceleri geniş kitlelere ulaştırmada kuşkusuz farklı bir dil seçme durumunda.

Öte yandan filmin zamanlamasy da yerinde. Bir yandan sözumona muhafazakar bir din ve ahlak anlayy?ynyn 'trend' olu?turdu?u günümüz Türkiye'sinde öte yandan da ahlaki çökü?ün en alasy ya?anyyor. Tam dissosiyatif bir dünya! Dy? dünyada olup bitenleri inkar etmekten vazgeçmemiz için bazan da bir bireyin iç dünyasyndaki trajediyle yüzle?mek uyarycy oluyor. Çevremize bir bakty?ymyzda Beyza'nyn ya?antylary solda syfyr kalyyor! Mustafa Altyoklar belli ki bilerek sert, hatta kaba bir üslup seçmi?. Ama günümüz Türkiye'sinde ya?ayan bizler için kabalyk gündelik (normal) hayatyn her yerinde ! En az oldu?u yer ise psikolojik sorunlary olanlaryn dünyasynda. Onlar ya?ady?ymyz çevredeki kabalyklaryn açty?y yaralary kendi ruhlarynda ta?yyorlar. Diyebilirim ki, en azyndan bir psikiyatrist olarak ben insancyl bir duyarly?y ya?ayabildi?im az sayyda yerden birinin de hastalarymyn kar?ysynda oldu?um zamanlar oldu?unu söyleyebilirim.
Filmin sonu da bu hissiyatyma tercüme oluyor.

Vedat Şar

 

Düşüş (The Downfall, Der Untergang)
Yönetmen:Oliver Hirschbiegel
Oyuncular:Bruno Ganz, Alexandra Maria Lara
Almanya,İtalya,Avusturya, 2004

Cezaevi ko?ullarynda ortaya çykan agresyon ve grup psikolojisini konu alan 2001 tarihli Deney (Das Experiment) adly oldukça ilginç filmin 1957 do?umlu yönetmeninin 3. filmi. Hitler'in özel sekreteri Traudl Junge Nazi diktatörün Berlin'deki sığınakta geçen son 12 gününü anlatmaktadır. Oldukça gerçekçi ve yakın plan görüntülere yer verilen film Saddam Hüseyin'in son dönemini anımsatmakta, Hitler'in yakın çevresi ile ilişkilerini, birbirlerini nasıl yönlendirdiklerini ve gerçeklikten kopuşlarını yansıtmaktadır. Diktatörün kitlelere seslendiği haşmetli hallerinden çok, ku?atylmy?lyk duygusu içersinde, öfke patlamaları geçiren, gerçekle-gerçekdışı arasında gidip gelen, yaşlı ve çökkün bir görüntüsünü ekrana taşıyan film seyircide bir iç bulantısı duygusu yaratan, bütünüyle 'hasta' bir ortamı betimlemektedir. Sosyal psikolojide grubun küçük çapta bir kitleye dönüşmesi olarak tanımlanan bu durum kendi içine kapanan, ya da yalytylan az sayyda insanyn giderek ancak kitle hareketlerinde görülebilen dinamiklere sürüklenebilmesini ifade eder. Ortak amaç her şeyin üstüne çıkmış, kişisel sorumluluk duygusu kaybolmuş, acıma ve merhamet gibi duygulara yer yoktur (füzyon). Önce günah keçilerine yönelen öfke giderek kendinin yokoluşunu bile kabul edilebilir kılar.

Dy?a kapaly her kurum yozla?mak zorundadyr. Pek çok kurum vardyr ki (bu bir ?irket, dernek, üniversite departmany, fabrika, klinik, siyasi parti vb.olabilir) aslynda batmakta oldu?u halde içindekiler yükseldikleri fantezisi içersindedirler ve kurumu ou?turanlar kimi zaman içlerinden birinden (örne?in filmdeki profesör xx) gelen uyarylara da kulak tykarlar. Bunun bedelini ise kurumlaryn içe kapaly sistemlerini sürdürmelerine izin veren toplum öder.

Vedat Şar-Ylknur ?ar

 

Beş Engel (The Five Obstructions, De Fem Benspd)
Yönetmen: Jorgen Leth ve Lars von Trier
Danimarka, 2003

Jorgen Leth ve Lars von Trier birlikte yönettiği ve oynadığı bu film ilk bakışta bir yarı-belgesel gibi gözükse de, aslında iki sinema adamı arasındaki adeta psikoterapötik bir etkileşimi ele almaktadır. Bu açıdan bakıldığında sinema bir terapi sahnesine dönüşmüş bulunmaktadır. İnsanlar yaşamları adına sınırsız özgürlük yaşamayı hedefleseler de aslında bu sınırsız özgürlük hedefi çoğu zaman kişinin gelişimini sınırlamaktadır.

Bu film sınırlar dahilinde oluşturulan yaratıcılığın altını çizmektedir. Aslında her sınırın kendi içinde sınırsız bir özgürlüğü de bulunmaktadır. Bu özgürlüğü sınırlar dahilinde görmek kişideki bağlantı kurabilme kapasitesini artıracaktır. Bu bağlantı kurabilme kapasitesinin artışı kişiyi daha hayatın içine sokacak ve yaratıcılığını artıracaktır. Çünkü sınırsız özgürlüğün bir bedeli vardır. Bu da yaşamı depresyon gözlüğü arkasından görmek demektir.

Günümüz insanının adeta kutsadığı sansürsüz ya da bohem yaşam kendi inancının tam tersi de olsa kendini ortaya koymasını ve yaratıcılığını belirli alanlarda engellemektedir. Kişilerdeki bu sansürsüz hayat fantezisi bir açıdan da kişinin kendini kendi gibi hissetmesini ve diğerleri tarafından anlaşılmasını güçleştirmektedir.

Başlangıçta bireyin içinde bulunduğu bağlam çerçevesinde uyumuna yarayan öğretilerle kendini bulması daha sonraki kendileşme sürecinde büyük adımlar atmasına yol açacaktır. Bunun sonrasındaki nokta ise kişinin kendi prensiplerini yaratarak kendi olmasıdır.

Psikolog Erdinç Öztürk
erdincozturk@klinikpsikoterapi.com

 

Bu film bir depresyon psikoterapisi gibi düşünülebilir. Saygın,orta yaşlı bir yönetmene yine sinema aracılığıyla eski öğrencisi olan genç bir yönetmen tarafından, hatta kendi çektiği film yoluyla yeniden ve onu olumlu anlamda kışkırtan engeller konularak adım adım motivasyon verilmesini izliyoruz. Öyle ki Jorgen Leth’in her hamlede giderek canlandığını, keyfinin yerine geldiğini, fiziksel görünümünün ve sağlığının düzeldiğini izleyebiliyoruz.

Psikiyatrist İlknur Şar

 

 

Ölümcül Devir (Mortel transfert)
Yönetmen: Jean-Jacques Beineix
Fransa-Almanya, 2001

Bu film bir açıdan psikanalizin arka bahçesine kamera tutmuş gibidir. Terapist hasta ilişkisinde hem terapist hem de hastanın nasıl kurban durumuna düşebileceği açık olarak gösterilmektedir. Filmdeki terapistlerden biri adeta bir ajan kimliği ile süpervizyon yaptığı terapistle ve onun gördüğü hastayı da görerek ikili bir rol üstlenmiştir.Bu ikili rol onu ölümcül bir sona götürse de bu sondan önce kirlettiği tüm mekanları temizleme misyonunu da yüklenmiştir. Filmdeki hasta rolündeki kadın ise bir şekliyle tüm bu ölümcül devrin kendi ekseni üzerinde olmasını sağlamış gibi görünmektedir.

Psikolog Erdinç Öztürk
 
Mary Reilly
Yönetmen: Stephen Frears
(ABD, 1996)

Oyuncular : John Malkovich, Glenn Close, Julia Roberts

Mary Reilly, gişe hasılatı bakımından bekleneni vermemiş olsa da psikiyatrik açıdan büyük bir önemi bulunmaktadır. Film, travmatik gerçekler karşısında kişilerin konum ve yaşantılarının nasıl değişebildiğini geniş bir duygu yelpazesinde ele almaktadır.

Travmatik ortamda kurban rolünden kurtulamayan birey çoğu zaman benzeri yaşantılarla karşı karşıya kalır. Kurban bu rolde yalnız bırakılmış, hatta istismarcılar tarafından bireyselliği yok farz edilmiştir. Film bir açıdan bu roldeki insanın yara olduğu kadar bıçak olabilme durumuna geçişine de kamera tutmaktadır. İki gerçeklik arasında kalan kişi hayatının hiçbir döneminde yaşantılamadığı kadar riske girme güdüsünden kendisini kurtaramayacaktır.

Filmde ele alındığı kadarı ile birey geçmişteki kanayan yaralarını tekrarlayan yeni olayda adeta kendini yeniden yaralayıp kanatarak tedavi etmek istemektedir. Bu psikolojik tamir işleminde evin hizmetçisi kendisini yeniden varlayacağı ve geçmişindeki tüm travmatik kareleri adeta ona tekrar projekte edecek bir kişi seçmiştir ki bu onun efendisidir. Bu seçtiği efendi onun farklı iç gerçekliklerine hitabeden ve mesleki açıdan karanlık mahzenlerde cirit atan iki kişilikli bir doktordur. Bu gerçeği öğrendiğinde bile evin hizmetçisi adeta içgüdüsel bir sevgi boşluğu içinde bu yazdığı senaryoda başrolünü alacaktır. Dünyanın, efendisi hakkında ne düşündüğünün önemi yoktur.
Psikolog Erdinç Öztürk
erdincozturk@klinikpsikoterapi.com

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


Dizayn: İstanbul Tıp Fakültesi Bilgisayar ve İletişim Kulübü

(MEDICOMP) www.medicompclub.com
MEDICOMP ©2004