Dogville
Yönetmen: Lars von Trier
(Danimarka, İsveç,Fransa, İsveç,Norveç,Hollanda, Finlandiya, Almanya,İtalya, 2003)
Oyuncular : Nicole Kidman, Paul Bettany, Lauren Bacall

Sözde dürüst ve iyi niyetli insanların yaşadığı küçük bir kasaba. Gerçekte yanlışlıkla yolu düşmüş bir yabancıya aralarında kabul etmelerinin bedelini taciz, dışlama, tecavüz ve duygusal istismarla ödetildiği bir örümcek ağı ya da boyalı kuş kapanı ki boyalı kuş gagalanacaktır. Kasabaya gelen boyalı kuş gelenekselliğin dogmatik ve acımasız bir gericiliğe dönüştüğü kasabada sınava tabi tutulacaktır. İki astarlı ahlak anlayışı yansımalarının bir kurban seçtiği bir sahneye dönüşür kasaba. Adeta sosyal robotların tüm içgüdü ve çıkar isteklerinin dinden ve merhametten sıyrılıp bir kişide tüm günahlarını temizleme isteği de eklenir bu sahneye.

Lars von Trier’in Dalgaları Aşmak’ta Bess , Karanlıkta Dans’ta Selma, ve Geri Zekalılar’da Karen olarak izleyiciye yansıttığı kadın karakterlerin intikamını Dogville’de Grace yoluyla almaya niyetlenir: Grace ‘bu dünyayı biraz daha yaşanır yapmak istiyorum’ der. Ve kasabadaki tüm sosyal robotları kurşuna dizdirir. Sınavın neticesi belli olmuştur. Kasabadan tek kurtulansa sadece bir köpektir.

Psikolog Erdinç Öztürk
erdincozturk@klinikpsikoterapi.com

Cani (Monster)
Yönetmen: Patty Jenkins
(ABD, Almanya, 2003)
Oyuncular: Charlize Theron, Christina Ricci, Bruce Dern

Cani, fahişe iken seri katile dönüşen ve bu nedenle geçen yıl Florida’da idam edilen bir kadının, sinema perdesine, siyahın içinde beyaz nokta diyalektiğinde yansıtılan ve adeta kahramanlaştırılmış bir öyküsü. Çıplak gerçekliğin bir gölge gibi iki insanı girdabına aldığı ve düşsel doğruların sorgulandığı takıntılı bir iletişim. Günde sayısız erkekle ilişkiye giren kahraman gerçek aşkı hemcinsinde bulduğuna inandıktan sonra aşığını kutsar ve artık onun için ölmek ve öldürmenin anlamı da değişir.

Kadın kahraman aşkta kişisel açmazlarının cevabını arar. Kendinde bulamadığı kendisini aşkta bulmak istemektedir. Aşk insana kendisini verir mi? Aşk toplumdan intikam almak mıdır? Aşk patolojik bir ortaklık ya da illüzyon mudur? Aşk ötekini kutsamak mıdır? Aşk öteki insanları hiçe sayıp onları yok edebilmek ya da kurallara kuralsızlık eklemek midir? Aşkın bir bedeli var mıdır? Bu hikayede aşkın bir bedeli vardır ve kahramanın bu bedeli yalnız ödemeye niyeti yoktur. Psikolojik gerçekliklerin sosyolojik arenaya taşınıp toplumdan intikam alınan bir durum ne kadar içselleştirilebilir? Bu soruların cevabı film izlendikten sonra bile verilemeyebilir.

Psikolog Erdinç Öztürk

 

Geri Zekalılar (The Idiots)
Yönetmen:: Lars von Trier
(Danimarka,1998)
Oyuncular: Bodil Jorgensen, Jens Albinus, Anne Louise Hassing

Lars von Trier’in tartışmalara yol açıp kalıcı psikolojik izler yarattığı Geri Zekalılar Dogma 95 manifesto prensiplerine uygun olarak çekilmiş etkileyici bir film. Geri Zekalılar ortak bir ilgi alanı olan sosyal bir gruptur. Zihinsel özür numarası yapmayı severler. Onlar için oyun hayatın yeniden şekillenip yaşantılanması demektir. Gruba raslantısal olarak dahil olan Karen de hayatını yeniden yaşantılamaya başlayacaktır. Bu yaşantılama sonrasında neyin oyun neyin gerçek olduğu belirsizliğini kendinde sorgulayacaktır.

Bu açıdan bakıldığında çoğu insan hayatlarını tolere edebilmek için kendilerine kendi yazdığı senaryoda bir rol biçerler. Biçilen rol, onu aptal ya da vasat konumuna düşürse de dış dünyadaki gerçekliklere sadece bu rolle katlanabilecektir. Idiot’lar filmi insanların bu konumlarını sorgulayan uzun bir terapi seansı gibidir.
Psikolog Erdinç Öztürk
erdincozturk@klinikpsikoterapi.com

 

Şölen (The Celebration)
Yönetmen: Thomas Vinterberg
(Danimarka,1998)
Oyuncular: Ulrich Thomsen, Henning Moritzen, Thomas Bo Larsen

19 Mayıs 1969’da Kopenhag’da doğan Thomas Vinterberg’in Şölen filmi onun ikinci uzun metrajlı çalışması olup, 1998’de 51.Uluslararası Cannes Film Festivali’nde yarışma bölümüne seçilir ve Vinterberg jüri özel ödülünü paylaşır. Sinemaya yeni bir ruh getiren ve getirdiği bu modern ruha insan psikolojisinin acımasız gerçekliklerini yükleyen Lars von Trier, Vinterberg ve Danimarkalı diğer iki yönetmen tarafından ‘bireyci’ , ‘kozmetik’ ve ‘yapmacık’ filmlere karşı bir ‘kurtuluş harekatı‘ olarak kurulan grup tarafından Dogma 95 ruhuyla çekilmiş bir sinema-psikoloji klasiği olan ilk film… Dogma filmlerinde yönetmenler gerçek mekanlarda çekim yapmak gibi 10 maddelik bir and içmeleri gerekmekteydi. Sonuçta bu filmler sinemanın insana ne kadar yakınlaşabileceğinin de belirleyicisi oldular.

Şölen’de Thomas Vinterberg, Lars von Trier kadar meydan okuyucu ve unutulmayacak bir yönetmen olduğunu kanıtlıyor. Bu film aile içinde gerçekleşen ve yıllarca üstü örtülmüş bir tacizi irdeleyecektir. Şölen’de travmatik ortamda istismarcı, kurban, ve seyirci üçgenindeki dar açıların nasıl değişim gösterdiği büyüleyici bir ustalıkla izleyiciye aktarılacaktır. Günahların yıllarla üstü kapatılsa da orataya çıkmaları gerekmektedir. Acaba ‘kutsal anne’ bu kutsallık etiketinin altında adeta eşi ile aynı cephede çocuklarına karşı savaşmış bir istismarcı mıdır? Susmak masumiyet midir? Yoksa günahları yıllara gömmek midir? Belki de seyretmek en büyük istismardır.
Psikolog Erdinç Öztürk
erdincozturk@klinikpsikoterapi.com

 

Akıl Oyunları (A Beatiful Mind)
Yönetmen: Ron Howard
(USA,2001)
Oyuncular: Russell Crowe, Ed Harris

Nobel ödülü alacak kadar başarılı bir bilim adamı ve şizofrenisi olduğu söyleniyor.
Gerçekte maalesef böyle pembe tablolara rastlanmıyor. Acaba yanlış tanı mı? Pek mümkün, örneğin bipolar bozukluk; çok değil, on yıl öncesine dek şizofreni tanısı konulmuş bipolar bozukluk vakalarına sık rastlanırdı. Psikiyatri şizofrenisi olanlara yardımının ne kadar sınırlı olabildiğini neden itiraf etmiyor? Hastalığın çekirdek biçiminin gerçek nedenini bulmak üzere çabaları yoğunlaştırmak daha doğru değil mi? 1911 yılında şizofreni kelimesini ortaya sürerek bir isim değişikliğiyle daha iyi sonlanan tabloları da bu havuza katan İsviçreli psikiyatrist Bleuler daha hümanist davranmış ve doğruyu mu yapmıştı, yoksa bu da psikiyatrinin bir akıl oyunu muydu? Bleuler'in aşırı geniş tanımı 20. yüz yıl boyunca çok sayıda kişinin, yanlış olarak şizofreni tanısı almasına ve ayrıca bu konuda yapılan araştırmaların sonuçsuz kalmasına yol açtı mı? Bu yanlış tanıları alanlar arasında ruhsal travmalara bağlı dissosiyatif bozukluk vakalarının başı çekmesi, böylece ruhsal travma konusunun bir yüz yıl boyunca psikiyatrinin gündeminden düşmesi ne gibi gelişmelere yol açtı? Oysa o yüz yıl yaygın ruhsal travmaya yol açan büyük savaşlara ev sahipliği yaptı. Aynı zamanda savaş aleyhtarlığı, feminizm, 1968 hareketleri gibi özgürlük arayışlarına da. Ama psikiyatri ruhsal travmanın ve insanın insanı istismarının klinik sonuçlarına ilgi duymada bugün de ayak sürüyor. Travmayı kabul etse bile, onun sürmesinde asıl rolü olan dissosiyasyonu görmezden gelmeye çalışıyor. Örneğin, 19. yüzyıl Fransa'sında Freud'a travma ve dissosiyasyonu öğreten Charcot ve Janet'lerin ülkesinin psikiyatristleri bugün bu konuları duymak istemiyor. Sonuçta, şizofreni konusunda pembe tablolar çizmek psikiyatriyi daha hümanist yapmaya yetmiyor, belki de tam tersine hizmet ediyor. Bu arada, belirtmeden geçmeyelim, travma ve dissosiyasyon konusunun arkasında, dünyanın en büyük araştırma finans kaynaklarına sahip olan ilaç endüstrisi henüz yok. Bakalım psikiyatrinin sınır hareketlerinde son kararı kim verecek?

Vedat Şar

 


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


Dizayn: İstanbul Tıp Fakültesi Bilgisayar ve İletişim Kulübü

(MEDICOMP) www.medicompclub.com
MEDICOMP ©2004